5G sadece daha hızlı bir internet mi?

Basından

5G sadece hızlı internet demek değildir. İnternetin yüksek hızla oluşu, işlem sırasında gecikme süresinin milisaniyelere kadar inmesi, çok fazla cihazı aynı birime bağlayabilme kapasitesi sadece herkesçe görünen, deneyimlenendir. Asıl olarak, 5G’ye geçişle üretimden lojistiğe, hizmet sektöründen, şehir planlamasına kadar 5G bazlı dönüşümün kararı verilmiştir. Üretim sürecindeki bu dönüşüm aynı zamanda işçilerin üzerindeki baskıyı da arttıracaktır.

5G’ye geçiş resmileştiğinde Fuat Yücel Filizler’in bu konu üzerinde yazmamı önerdikten ve X platformunda sıkça “5G’ye geçtik internet hâlâ yavaş” yorumlarını okuduktan sonra yazmanın elzem olduğunu düşündüm. En son pandemi döneminde Çin’in 5G ile koronavirüsünü yaydığına dair komplo teorileriyle karşılaşmıştık. Bu teknoloji bugün Türkiye’de de hayat buluyor.

Her şeyden önce 5G sadece hızlı internet demek değildir. İnternetin yüksek hızla oluşu, işlem sırasında gecikme süresinin milisaniyelere kadar inmesi, çok fazla cihazı aynı birime bağlayabilme kapasitesi sadece herkesçe görünen, deneyimlenendir. Asıl olarak, 5G’ye geçişle üretimden lojistiğe, hizmet sektöründen, şehir planlamasına kadar 5G bazlı dönüşümün kararı verilmiştir. Üretim araçlarının, depoların, taşıma sisteminin, şehir altyapılarının gerçek zamanlı optimizasyonuyla üretimin planlanması, dağıtımı, kontrolü ve tüketim biçimlerinin dahi değişimi söz konusudur.

5G’ye geçiş birden bire değil yavaş yavaş gerçekleşecek. 5G altyapısının yaygınlaştırılması, her il-ilçe, her fabrika, her depoya, her şirkete kadar genişlemesi vakit alacaktır. Ama henüz bu konuya girmeden söylemek gerekir ki, devlet 5G dönüşümünü, sermayenin yükünü hafifletmek için yüksek altyapı maliyetini taksitlendirmekle kalmadı, yatırım teşvikleri, vergi erteleme-silme gibi işlemler de gerçekleştirdi. Aynı zamanda devlet, sermayeyi “yatırım riski” ile hareket etmekten de kurtarmak için “5G frekans yetkilendirme lisansı” 2042’ye kadar 5G frekansını kullanım hakkı vererek zaten kurulumunda kolaylık sağladığı sermayeye, altyapının uzun yıllar kullanılması, ödeme kolaylığı ve regülasyon belirliliği sağlayarak yatırımın da geri dönüşümünü garanti altına almıştır. Günün sonunda burjuvaziye bu sermaye yatırımda getirilen kolaylıklarla, devlet burjuvazinin yükünü toplumsal kaynaklardan aktarım yaparak toplumun sırtına yüklemiştir.

Türkiye “dijital dönüşüm” başlığını 10., 11., 12. Kalkınma Planlarında[1], Orta Vadeli Programlarında[2], Katılım Öncesi Ekonomik Reform Programı’nda[3], sıkça görmüşüzdür şimdiye kadar. Son olarak 11 Nisan 2026’da 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi[4] yayımlandı. Bu strateji HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’ndan, Mega Endüstriyel Parklardan, Yerel Kalkınma Hamlesi’ne kadar geniş program ve projeleri içeriyor. Ki HIT-30’un[5], sitesine girip incelediğimizde bulut teknolojisine adımları, yapay zekâ sistemlerinin kalıcılaştırılması ve entegrasyonu, büyük veri depoları, çip teknolojisinde atılımlar hedeflediğini göreceğiz.

Tüm bu programlar AKP’nin seçim vaatleri olarak değil, Türkiye kapitalizminin stratejik dönüşümü üzerinden okumak zorundayız. Sanayide, lojistikte, tarımda, madencilikte, sağlıkta, eğitimde bütünsel dönüşüm içindeyiz. “Her şeyin biraz daha hızlısı” kolaycılığına düşmeden bu kapitalist dijitalleşmeyi kavramak, sadece kapitalizm analizi değil sınıf savaşımının dinamikleri açısından da zorunludur.

4G’den 5G’ye

1G’den 5G’ye geçiş evrelerinin yazıyı uzatacağını düşündüğümden isimlendirme ve karşılıkları konusunda şöyle bir özet sunabiliriz: G, yani generation‘ın kısaltması, nesil demek. 1. nesil, 2. nesil… Bugün ise 5. nesil. Kabaca sadece sesli analog sistemden, mesajlaşmaya ve internete, akıllı cihazlardan yüzbinlerce cihazın birbirine bağlanarak anlık veri ve kontrol sağlandığını düşünelim.

Türkiye’de 4G içinde başlayan dijital dönüşüm programları hızlı internet kullanımı, fabrikalarda makinelerde ve sensörlerde kısmi dijitalleşme, lojistik ve tedarik zincirlerinde kısmi otomasyon gibi 2010’ların ortasından bu yana hız kazanmıştı zaten.

Akıllı sensörler, makinelerin birbirine bağlantısı, otomasyon sistemleri, kameralar 4G üzerinden gerçekleştirilirken 5G ile burjuvazinin “verimlilik aşkında” tıkanıklık gösteren yerleri aşma istenmektedir.

5G sunumları yapılırken verilen örneklerin hepsini burada yazmayız ama somut olarak şu örneği buraya aktarabiliriz: Manisa’daki Vestel City’de 4G bağlantılı sensörler arası senkron kaybı sonucu 30-70 milisaniye gecikme artışı tespit ediliyor. Yani kamera sensörleri, ağırlık sensörleri, boyut ölçüm sensörleri koordineli çalışırken hatalı ürünün tespiti ve geri bildirimi 30-70 milisaniye gecikmeyle tepki veriyor. Sonuç olarak hatalı ürünler, hatasız ürünlerin arasına karışıyor, üretim yavaşlıyor ya da duruyor.

AGV (otonom taşıma aracı) ile çalışan bir fabrika düşünürsek; 30-70 milisaniye arasında olan gecikme saatte 5 km hızla giden bir AGV’nin komut aldıktan sonra 10 cm daha yol alması demektir. Aynı anda 20 AGV çalıştığında bu 10 cm’lik sapmalar çarpışmalara ve üretim duruşlarına yol açar. Çin’de bir otomotiv parçaları fabrikasında 4G altyapısı nedeniyle AGV’ler günde ortalama 47 dakika durmuş, yıllık kayıp yaklaşık 45 milyon TL’yi aşmıştır.[6]

5G’de ise durum URLLC (Ultra Güvenilir Düşük Gecikmeli Haberleşme) modunda 1-5 milisaniyedir. Jitter yani dalgalı gecikmede veri akışı anlık iletilir, sensörün tepki süresi neredeyse sıfırlanır.
(İnternet üzerinden bilgisayar oyunları oynayan genç arkadaşlarım bu yazıyı okuyorsa onlar büyük ihtimalle daha iyi algılayacaktır. İnternette karşılıklı refleks gerektiren oyunlarda rakibin hamlesini ancak 50 milisaniyede görüyor ve refleks olarak verdiğiniz tepki çok geç oluyor ya da sizin bir mouse hareketiniz internet üzerinden çok gecikmeli gidiyor. Ancak kapalı bir sistemde oynadığınızda 1-5 milisaniyede oynayabilirsiniz. Bu oran oyunlarda bile kritik hatalara sebep olabiliyor.)

4G ile kısaca şu oluyordu. Sensörler veriyi topluyor, bu veri sisteme gidiyor, bilgisayar veriyi işliyor, karar veriyor ve komutu geri gönderiyor. Bu 30-70 ms ile gerçekleşiyor. Bu yüzden üretim hızı sadece makineye değil, veri döngüsünün tamamlanmasına da bağlıydı.

5G ile makineler birbirine doğrudan bağlanılacak bir altyapıya sahip olacak. Her makine, diğerinin sensör verisine 1-5 ms’de sahip olacak. Bunun yapay zekâ, veri depoları, bulut teknolojisi ve makine öğrenimiyle birleşmesiyle şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: 5G’nin düşük gecikmesi (1-10 ms) ve çok fazla cihazın yapay zekâ ile çalışması binlerce sensörden anlık veri akışı, hata sinyallerini algılayışı ve makinelerin birbiri arasındaki bağ devasa bir hal alıyor. Olasılıkları hesaplama, değişimleri “algılama”, eğilimleri kontrol etme vb. durumlarının toplamında yapay zekâ, sadece anlık hataları düzeltmekle kalmaz, geçmiş hatalardan öğrenir, gelecekteki eğilimleri tahmin eder ve sistemin kendi kendini sürekli optimizasyonunu sağlar.

Rakamsal olarak 4G ile aradaki fark anlaşılsın diye şu örneği de verelim: “Kapsamlı 5G yeniden yapılanmasına dayalı olarak, Binjiang fabrikasının otomasyon verimliliği, süreç optimizasyon seviyesi ve yalın üretim ölçeğinde önemli iyileşmeler kaydedilmiştir. Fabrikanın toplam üretim değeri yüzde 41, kişi başı üretim değeri yüzde 81 artmış, teslimat süresi 20 günden 14 güne indirilmiş, karbon emisyonları yüzde 29 azaltılmış ve tek bir ürünün enerji tüketimi yüzde 19 düşürülmüştür.”[7]

Üretimi geliştirmeye yönelik bütün araçlar, üreticinin egemenlik altına alınmasını ve sömürülmesini sağlayan araçlar haline gelir. (K. Marx, Kapital, cilt-1).

Algoritmik baskılar artacak

Üretim sürecindeki bu dönüşüm aynı zamanda işçilerin üzerindeki baskıyı da arttıracaktır.

Artık saniyede kaç ürün paketlendiği, koridorda yürüme hızı, üretim hattındaki duraksamalar, malzeme taşıma sırasında küçük sapmalar, nefes almaktaki değişimler ve hatta duruş bozukluğu gibi şeyler de üzerimizde baskı aracı olarak uygulanacak. Bu farklar toplamı sadece büyük “soruna” yol açtığında değil, artık yöneticinin anlık olarak saldırı mekanizmasıyla da şekillenecek. Bu sistem, çalışanın her bir küçük hareketini algoritmik performansla kıyaslayacak, en ufak bir yavaşlamayı bile anında tespit edip baskı aracına dönüştürecek. Cargo Operasyon Müdürü Mario Schwarz, “30 saniyelik bir işlem kolayca 3 ila 5 dakikaya uzayabiliyor. Bizim için en önemli bir rakam. Vakit nakittir” diyebiliyor.[8] Distopik gelebilir ama bugün Amazon depolarında bu teknoloji, işçilerin raflar arasında geçiş hızını sürekli ölçerek rotalarını anlık değiştirebiliyor, böylece işçi bir sonraki siparişe yetişmek için sürekli daha hızlı hareket etmeye zorlanıyor. Airbus’ın üretim hatlarında ise 5G tabanlı konumlandırma sistemleri, çalışanların kullandığı her bir aletin tam geçmişini, hangi işçi tarafından hangi sıklıkta kullanıldığını ve ne kadar süre boşta kaldığını milisaniye bazında kaydediyor.[9]

Ya da jd.com’un otonom mobil robotları (AGV’ler) ile bütünleşmiş çalışan 5G altyapısı ise, işçilerin robotlarla koordinasyonunu anlık olarak ölçüyor, bir işçinin robotlarla senkronizasyonundaki en ufak bir gecikme bile sistem tarafından tespit ederek çalışma ritmini yeniden düzenleyen algoritmalara veri sağlıyor. Kimsenin daha çok çalış diye dürtmesine gerek kalmadan, örneğin sadece hızın düştüğü anı tespit ediyor, ücret kesintisini otomatikleştiriyor, vardiya planını yeniden düzenliyor. İşçi ile olan ilişki kişisellikten çıkarak sistematik bir hal alıyor. Baskı bu anlamıyla daha öncekinden farklılaşarak hem yoğunlaşıyor hem de işçinin çalışma ritmi içindeki tüm veriler kayıt altına alınıyor.

Gülüşümüz verimliliği azaltır mı?

Algoritmalar ile her bir hareketimizi kapitalist verimliliğe doğru zorluyor. Aynı zamanda fabrikanın, depoların 4K kameralarla donatılması, anlık olarak kaydetmesi ve veri olarak işlemesi işçinin güncel duygu düzeyini de ölçen yapay zekâ araçlarıyla ölçüme tabi tutuyor. Avrupa’da bazı şirketler “duygu” ölçen sensörleri yasaklıyor ama dünya genelinde kullanımı gittikçe yaygınlaşıyor.
Yapay zekâ ve bulut sistemi 5G ile üretim süreçlerine entegre edilmesi, işçinin her hareketini, davranışını, sözünü ve iletişimini, ses tonunu, yüz ifadelerini, işe alınırken veya toplantılarda göz temasını vb. her şeyi gerçek zamanlı veri akışı içinde emek sürecine dahil ediyor. İşçinin dikkat düzeyini, duygusal tepkilerini ve iletişim biçimini de ölçülebilir hale getirerek nicelleştiriyor. Böylece çalışma yoğunluğu ve süresi, verimlilik eğrilerine göre otomatik olarak arttırılıyor ya da algoritmalar altında kaldığında işçi işten atılıyor. Algoritmik baskı işçinin sadece fiziksel sınırlarıyla değil, davranışlarıyla, mimikleriyle, gülüşüyle de dijitalleştirilmiş bir baskı yöntemine de dönüşüyor.

İşin güvensiz hâle getirilmesi, esnekleştirilmesi

Teknolojik dönüşümlerde bazı sektörler “öldürülürken” yeni sektörlere ortaya çıkar. İşçiler o sektörden diğer sektöre doğru kayar. Ama geldiğimiz bu noktada işler bu kadar “iyimser” gerçekleşmeyebilir. Muhakkak yeni sektörler ortaya çıkar elbet. Ama mesele bu kadar basit gerçekleşmeyecektir. Bu denklemde karşı karşıya olduğumuz durum geçmişten daha vahimdir.

İşçinin her hareketi kaydeden sensör ağı, sürekli kayıt altına alınışı, yürüyüş mesafesinin bile hesaplanması sadece baskıyı ifade etmez. Bulut sistemlerinde sonsuz bir kayıt altına alınışı da ifade eder. İşçinin verimliliği ölçülmüş bir şekilde orada durur. Sektörler tam optimizasyonla çalışmaya başladığında yeni açılacak olan sektörler de bu optimizasyondan azade olmayacaktır. Haliyle yeni sektör de algoritmalarla şekillenecek, işçinin kayıtlı verileri yeni sektörlerde verimlilik ölçütü olarak kalacaktır. Sonuç olarak işçinin yeni sektöre kayması geçmişteki biçimleri gibi olmayacaktır. Kronik işsizlik bu anlamıyla artacaktır denilebilir.

Marx, Kapital 1’in 23. bölümünde kapitalist birikimin “göreli artık nüfusu ya da yedek sanayi ordusunu” sürekli olarak yeniden ürettiğini ve bu ordunun “her an el altında bulunan” bir işsizler ordusunu oluşturduğunu yazmıştı. Bu dijital dönüşüm işten atma furyasını da tetikleyecektir. Bu bir taraftan işsizler ordusunu besleyerek işçilerin ücretlerini aşağı çekmek ve onları daha fazla sömürüye razı etmek, diğer taraftan işçi sınıfının örgütlü direnişini kırmak için en etkili araçtır.

İşçilere, sayılarını sermayenin kendini değerlendirme ihtiyaçlarına uydurmaları vaazını veren iktisadi bilgeliğin saçmalığı ortaya çıkmış bulunuyor. Kapitalist üretim ve birikim mekanizması işçi sayısının sürekli olarak ihtiyaçlara uydurur. Bu uydurma, bir göreli artık nüfusun ya da yedek sanayi ordusunun yaratılması ile başlar, faal sanayi ordusunun gittikçe büyüyen katmanlarının sefaleti ve yoksulluğun safrası ile son bulur. (K. Marx, Kapital, cilt-1).

Dijital dönüşüm programlarıyla birlikte üretim sürekli ölçülebilir, yeniden dağıtılabilir ve bireysel performansa göre optimize edilebilir hale getiriliyor. Depolarda işçinin ürünü teslimata hazırlama süresi, çağrı merkezlerinde konuşma hızı, tonu, fabrikalarda bant hızı “gereksiz el hareketi”ne kadar her şeyi ölçülür hale getirilmesiyle bu optimizasyon gerçekleşiyor.

Bununla birlikte “gig” biçimleri artıyor, işçiyi sürekli erişilebilir, çevrimiçi olmaya zorluyor. İşin kendisini parçalanıyor, “yeni çağrıya” kadar işsiz, “çağrı” aldığı anda işçileşme olarak açığa çıkıyor. Asıl olarak çalışma süresi uzarken, işçinin aldığı ücret algoritmalara bağlanıyor. İş, bir veri akışına dönüşüyor. Platformların üzerine kurulduğu algoritmalar, puanlamalar ve bunların anlık gerçekleşmesi, aynı zamanda işçiyi bağımsız çalışan gösterdiği için işçi ne sosyal güvenceye sahip oluyor ne de düzenli bir gelir akışına. İşçi sürekli erişilebilir, sürekli hazır, sürekli ölçülen bir konuma itiliyor.

Toplanan verilerin kontrolü işçi denetimine! İşten atmalar yasaklansın!

İşçiden haberli ya da habersiz, işçinin çalışma yoğunluğunu, hızını, göz hareketlerini, iletişimini, molasını, el hareketlerini, depo içinde yanlış bir adımını bile ölçmek için toplanan verilerin, nasıl toplandığını, nerede saklandığını, başka ne amaçlarla kullanıldığı bilinmiyor.

Burjuvazinin sınırsız veri toplamasının karşısında işçinin “performansa” dayalı verileri şeffaf bir şekilde ulaşması, algoritmaları inceleme, itiraz ve silme-değiştirme hakkına sahip olması gerekir!

Bu veriler sonsuza kadar kapitalist sınıfın kullanımına açık olmamalıdır. İşçinin o anki işyerinde ya da gelecekteki işi için verilerin “silah” olarak kullanılması engellenmelidir.

Mücadeleci sendikalar, işçi komiteleri bu verilerin ne kadar süre saklandığını, kullanım amaçlarına, kimlerle paylaşıldığına ve gerektiğinde tamamen silme hakkı dahil veriler üzerinde tam denetime sahip olmalıdır!

İşinin tek bir adımını, hatta nefes alma ritmini bile ölçen algoritmalardan, kalıcı bulut teknolojilerine aktarılan verilerimizle verimlilik ölçen kapitalist sınıfın karşısında “verimlilik düşüklüğü”nü hesaplayıp çeşitli başlık altında bizi işten atmalarına karşı ya da yeni iş aramalarımızda bu verilerin kullanılarak iş bulmamızı imkansız hale getirecek biçimleri parçalayıp atmalıyız!

İşten atılmalar yasaklansın!
Verilerin kontrolü işçi denetimine!

Merkan Aksoydan

Kaynak : Sendika.Org

0 Paylaşımlar