FAY HATTINDA KIRILAN HAYATLAR

Makaleler

Şubat 2023 deprem katliamının üçüncü yıldönümünde Ruhi Karadağ’ın “Fay Hattında Kırılan Hayatlar” adlı belgeseli Maraş Dernekler Federasyonu MARDEF’in girişimiyle Bern kentinde izleyiciyle buluştu. Daha önce Almanya’nın üç kentinde gösterilen filmin dördüncü durağı İsviçre oldu.
Bütün dünyayı kaplayan emperyalist sömürgecilik, yalnız askeri-politik değil aynı zamanda kültürel bir hegemonya sistemi olduğundan, bellek, hafıza yıkımı oldukça yaygındır. İnsanı insanlığından soyan bu sisteme karşı üretilen, hafızayı, aklı, vicdanı ve devrimci duyarlılığı bileyen sanat eserleri bu yüzden oldukça değerlidir.

Daha önce Simurg- Ölüm Orucu belgeseliyle tanıdığımız Ruhi Karadağ, resmi yasaklar ve imkânsızlıklara, duyarsızlık, bencillik ve unutulmalara bu belgeselle yanıt üretiyor: Birlik, dayanışma ve mücadele bizi hayatta tutabilecek tek yoldur.

Kimi zaman dronlarla yukarıdan, çoğu zaman da yerden yapılan çekimlerle ilerleyen, birebir tanıklıklardan oluşan ve o zamandan bu zamana süregelen acılara, öfke ve umuda uzanan belgesel, hepimizi bir kez daha uyarıyor: Susarsan sıra sana da gelir. Unutursan, kalbin kurur…

Bilindiği ya da bilinmesi gerektiği üzere, 11 ile etkileyen üç ilde büyük yıkım yaratan bir deprem yaşanmış, ama AKP devletinin rüşvetçiliği, ayrımcılığı, dinsel fanatizmi, vurgunculuğu can kayıplarının ikiye hatta üçe katlanmasına sebep olmuştu.

Aradan geçen üç yıla rağmen halen yüz binlerce insana sağlıklı barınma sağlanmadığı gibi, ev, tarla, bahçe demeden insanların tapulu arazilerine de bu bahaneyle el konuldu. Yüz binlerce insan kendi yurtlarında mülteci durumuna düşürüldü. Depremin ilk dönemlerinde yurt dışı ve içinden demokratik devrimci dernek ve kolektif oluşumların yarattığı destekler, on binlerce cana ulaştı ama yeterli olmadı. Sahada yürütülen kolektif çabalar ve kurum destekleri zaman geçtikçe azaldı. On binlerce insan da yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı.
Aslında bu depremde de daha öncekiler gibi (1999 Gölcük depremi, 1998 Adana, 1996 Dinar vs ) devletin gerekli önlemleri almadığı, kaçak yapılara imar rafları çıkardığı, belediyesinden bakanlığına, en üst kurumlarına kadar siyasi-ahlaki çürümüşlük içinde hareket ettiği bir kez daha ortaya döküldü. Ülke insanlarının vergileri ile beslenen Kızılay çadır sattı. Kayırmacılık, rüşvet çarkları döndürüldü. İnsanlara yardım için kurulan AFAD siyasi iktidarın hizmetinde, mezhepçi ve ayrımcı tutumlarıyla insanları ölüme terk etti. Gönderilen sivil yardımlara valilik ve kaymakamlıklar yoluyla defalarca el konuldu. Birçok yardım malzemesinin bazı polis şeflerinin depolarında çıkması veya bazı tarikat odaklarına gönderilmesi buz dağının sadece görünen yüzüydü. İnsanlar toplu mezarlara gömüldü. Yaralı kurtarılan birçok çocuk kayboldu.

Depremde en kritik zaman aralığı olan ilk 72 saatte deprem bölgesine kurtarma ekipleri, gerekli araç gereçler iletilmediği gibi madenciler ve kışladaki asker gücü de gönderilmedi. Emperyalist işbirlikçisi dinci-faşist iktidar, bu yıkımı da kendisine “Allahın bir lütfu“ sayarak depremzede ölü ve yaralılarını soymaya, bölgenin bütün değerli arazilerini su kaynaklarını, maden olduğu düşünülen yerleri talan etmeye yöneldi. Özel yasa çıkararak bölge insanlarının evlerine, zeytinlik bahçe ve arazilerine kişi razı olmasa bile el konuldu, küçük meblağlarla kamulaştırıldı. Önümüzdeki dönemde bu kamulaştırılan alanların kimlere peşkeş çekildiği ortaya çıkacaktır.

Bu Türkiye tarihinin yalnızca en büyük depremlerinden biri değil, aynı zamanda en büyük soygunlarından biridir. Siyasi iktidar, yasaları ve devleti kullanarak her zaman olduğu gibi yoksul halklardan alıp bir avuç sömürgeci asalağa vermektedir.

Halen 400.000 civarında insanımız perişan koşullarda yaşamaktadır.
Anımsamak, unutmamak, bir araya gelmek, hesap sormaktan başka bir yol yoktur. Ya emperyalist-faşist barbarlığa kurbanlık olunacaktır, ya da güç ve yetenek oranında devrim saflarında yer alınacaktır…

Mavi Kuşdemir
8 Şubat 2026

0 Paylaşımlar