Sokaktan Hazineye, Çocuktan Devlete Topyekün Kuşatma
Türkiye Devleti tarihinin en derin “Yapısal Kriz”ini yaşamaktadır. Bu yalnızca bir yönetememe -yönetilememe krizi değil; sistemin komple bir bütün olarak hukuktan Ekonomiye, gelir adaletsizliğinden toplumsal dengelere ve hatta; “Devlet Aygıtı”nın ideolojik normlarına kadar sirayet etmiş bir ‘kontrolden çıkma hali’ olarak alenen ortadadır..
Devlet; birçok farklı toplumsal katman ve yapının ortak bir “ideolojik hegemonya”kurgusu ile bir arada tutulduğu mekanizma olmaktan çıkmış; Monarşik bir zümrenin ve yandaşlarının çıkarlarını koruyan bir ucube yapıya evrilmiştir….İktidar gücüne dayalı şiddeti babadan oğula miras bırakan ve halkın ortak varlıklarını bir “ganimet” mantığıyla yağmalayan “suç ekosistemine” dönüşmüştür…….
Gülistan’dan yükselen sessiz çığlık, bugün Maraş’ta, UrfaIda, Ankara’da ,İstanbul’da; taşradan metropollere, sokağın her köşesinde yankılanan karanlık bir gerçeğin habercisidir.
- Belleğin Mezarlığı: Faili Meçhulden Kurumsallaşmış Suç’a
Gülistanın katlinde ortaya çıkan izler, devlet içindeki, iktidardan feyz alan çete odaklarının insanları nasıl sistematik olarak yok ettiğinin açık birer belgesidir. Ancak bu izler sadece geçmişe ait değildir; geçmişten buyana bu cinayetleri işleyen, üstünü örten ve bu karanlıktan beslenen mekanizma, “beka” söyleminin arkasına sığınarak kurumsallaşmıştır. Toplumsal vicdan ve adaletle yüzleşilmeyen her cinayet, bugünkü hukuksuzluğun temel taşı olmuştur.
- Babadan Oğla ‘SaIdırganIık Mirası” ve Bürokratik Kast
Devletin yüksek bürokrasisi, kamu hizmetini bir aile mülkiyetine dönüştürmüştür. Mülki amirlerin ve “güvenlik(!) bürokrasisi”nin üst düzey yetkililerinin çocuklarının henüz ergenlik çağında silahlarla, sınırsız bir imtiyazla ve “dokunulmazlık” zırhıyla yetiştirilmesi, topluma yönelik açık bir tehdittir. Bu çocuklar, yasaya uymayı değil,arkasındaki devlet gücünü bir şiddet enstrümanı olarak kullanmayı öğrenerek büyütülmektedir. Bu “saldırganlık psikolojisi”, soykırımcı ve dışlayıcı zihniyetinin yeni nesil bürokratlara devredilmesinden başka bir şey değildir.
- Mafya-Siyaset-Hazine Şeytan Üçgeni
Bugün devlet, toplumsal alanı mafya eliyle, kamusal alanı ise “devlet yüksek çeteleri” eliyle kontrol etmektedir.
- Sokağın Mafyalaşması: Mafya, sokağı denetleyen, toplumsal muhalefeti fiziksel şiddetle baskılayan bir aygıt olarak sisteme eklemlenmiştir. Taraftar gruplarından sendika temsilciliklerine kadar sistem; toplumsal muhalefetin öncüsü olabilecek bütün potansiyel odakları ya çeteleşmeye mahkum etmiş ya da çeşitli yöntemlerle tasfiye etmiştir.
*Hazine Yağması: Devlet hazinesi, halkı açlığa ve ekonomik krizlere mahkum etme pahasına, bu çeteleşmiş yapının ve onların işbirlikçilerinin emrine verilmiştir. Bu, sadece bir yolsuzluk değil, topyekun bir ekonomik mülksüzleştirme ve geleceksizleştirme siyasetidir.
- İşbirlikçilik ve Düşüncenin ‘Suça’ Dönüştürülmesi
Sistem, kendisine biat eden, suçlarına ortak olan bir “işbirlikçi” yapı inşa ederken; teorik düzeyde dahi itiraz eden, sistemin yanlışlarını onaylamayan her bireyi “tehlikeli öteki” olarak kodlamaktadır. Özellikle belirli etnik ve inanç grupları sistematik olarak devletten dışlanırken, biat etmeyen entelektüeller ve halk temsilcileri uzun yıllar süren “rehine davalarıyla” sindirilmeye çalışılmaktadır.
- Nihai Barbarlık: Çocukların Cezalandırılması
Çürümenin ulaştığı son nokta, devletin “katil ve karanlık” yüzünün ilkokul çocuklarını dahi hedef alacak kadar alçalmasıdır. Savunmasız çocukların baskı altına alınması, cezalandırılması veya aileleri üzerinden bir tehdit unsuru olarak kullanılması, bu yapının meşruiyetini tamamen yitirdiğinin ve sadece çıplak bir şiddet aygıtına dönüştüğünün en somut kanıtıdır.
- Gelecek Hayalimiz:
Örgütlü Toplumun Kollektif İradesi ve Yeni bir Sistem
Bu çürümüş ceset kokusunun tüm toplumu sarmasını engellemek için tek yol, halkın kendi öz gücüne dayanarak inşa edeceği yeni bir eşit haklar ve toplumsal adalet sistemidir.
- Toplumsal adalet ve Yüzleşme: Geçmişin ve bugünün tüm suçlarının deşifre edildiği, sorumluların halk önünde hesap verdiği bir adalet mekanizması kurulmalıdır.
- Halkların ve Hakların Eşitliği ve Adalet: Devletin bir aile veya zümre mirası olmaktan çıkarılıp, her toplumsal dinamiği eşit ve adil temsiliyetinin olduğu toplumsal Adalet merkezli bir mekanizmaya dönüştürülmesi
- Halkın Örgütlü Savunması: Sokağı mafyaya, hazineyi iktidar çetelerine, geleceği ise saldırgan bürokrat çocuklarına bırakmamak için her alanda birlik olunmalı ve haklar kolektif iradeyle savunulmalıdır.
Türkiye’ nin ihtiyacı olan şey, (iktidarda çeteleşmiş grupların güç savaşlarından dolayı patlak veren) bir vitrin dizaynı değil, bu “çürümüş cesedi” toprağa gömecek ve yerine halkların toplumsal adalet, fikri ve vicdanı özgürlük ve Elbette ki toplumsal Barış ihtiyaçlarını merkeze alan sistem inşa edecek Kolektif iradedir.
Gülistana, Rojin’e ve sayısız insanın mağduru olduğu ve bugüne devredilen bu karanlık miras, ancak halkın yan yana gelerek kuracağı aydınlık bir barikatla durdurulabilir. Gelecek, bu kuşatmayı kıran örgütlü halkın olacaktır.
“Halkın adaleti,çıkarlarını ve geleceği iktidar çetelerinin imtiyazından büyüktür.”
Rıza Talat TEKİN
