YENİ TEORİ KENDİ YENİLGİSİNDEN DOĞAR

Makale


Kapitalizme karşı mücadelede “ütopik bir yanılgıya düşen” Marksizm / Leninizm, yetersizlik noktasında kimi soru işaretleri üzerinde düşünmeyi anlamlı hale getirmektedir. Tersini düşünmek doğmacılıktır. Problem olan geçiş sürecidir. Kömünizmin idelojik tespitleri hakkında ‘radikal solda’ bir konsensüs var. Sosyalizmin yenilgisine yol açan ideolojik ve politik zaafların alternatifleri, teori düzeyine taşınmazsa, ütopyaya olan güvensizlik kabarır. Marksizmin iç bölünmelerine neden olur. Yaşanan pratik tamda budur.

Sonsuza uzanacak hayallerle, insana bir gelecek sunmak, normal olmayandır. Sosyalizmin ütopyası uzadıkça ve başarısız kaldıkça inandırıcılığı zayıflıyor ve yenilgisi de güvensizliğe olan ilgiyi arttırıyor. Bugün olan tam da bu. Uzak olan bir hedefin geleceği gecikirse, zaman içinde inandırıcılığını kaybolur. Toplumsal sorunlarda en önemli husus, hedefin, yakın olmasıdır. İnsan tarihi her değiştiğinde yeni nesil yeni sorunlarla iç içe olur. İşte bu bağlamda sosyalistler, yeni taleplerle süreci etkilemeye çalışır. Ama bu talepler uzak bir geleceğe ait olursa, inanmak zorlaşır.

20. Yüzyılda ‘sosyalist hikaye’ eşit ve anlaşılır bir gelecek yaratamadı. Ütopya yarım kaldı. Mutlu, güzel ve eşit bir dünya o kadar bolca kullanıldı ki, yeni nesil inanmakta zorlanıyor. İnsana ait toplumsal gereksinimlere yeni çözümler üretilmeli ve gerçeğe yakın olmalı. Hayal etmekle gerçek arasında diyalektik ilişki kurulmazsa, hayal sürekli bir ütopya olarak kalır. Yaşanan deneyler ve anlatılanlar bir paradoks içinde olursa, kuşku ve güvensizlik sınırlarını zorlar.

Ütopizmin inandırıcılığını yitirmesi, toplumda başlı başına sorun olur. Toplumsal gereksinmelere ayak uydurmayan tezler alternatif olamaz. Marksizmin kapitalist modernite içinde artık yeni iddialara ihtiyacı var. Ve bu argümanlar yakın geleceğin ihtiyacı olmalıdır. Ütopyanın sonsuzluk iddiası önemini kaybeder. Tamda bu noktada, Abdullah Öcalan’ın yerel yönetimler üzerinde oluşturduğu paradigmanın, inandırıcılığı gerçeğe daha yakın görünüyor. Halkın, özellikle ezilenlerin yeni bir espri içinde toplumsal örgütlenmenin önünü açıyor. Toplumu örgütleme, eşitlik ilkesi üzerinde yaygınlaşırsa, ütopya halkın gözünde empati yaratır. Küçük bir toplumsal birimde bile eşitliğin sağlandığını göstermek, mükemmel onlarca teoriden daha değerlidir.

Gelecek bir insan ütopyasının teorisi yol boyunca sorunlarla karşılaşır, bazen karmaşık bir hikayeye dönüşür. Problem olacak kimi sorunları önceden görmek mümkün olmayabilir. İnsanların konjonktürün ruhuna uygun olarak sessizliğini bozması, düş yolunda kalıcı izler bıraktı. Bazen ağır kayıplar yaşandı, bazen umut yeniden yeşerdi. Ütopya terk edilmedi. Belkide insan tarihindeki en güzel ve en anlamlı şey iyimserliğin sonuna kadar devam ettirilmesi oldu. ‘Sosayalist uygulamaların’, sosyalizm için maddi koşulların olmadığını bize gösterdi. Uygulamaların altında kalan ve tarihe yanlış bir anı bırakan ‘sosyalist deneyler’ geleceği temsil edemediler.

Eğer hedefe yürümede sorunlar ortaya çıkmış sa, birşeyler yanlış gitmiş se, yeniden düşünmek, hatalı olanın ne olduğunun bilincine varmak önemlidir. Yani devrim yapmış ülkelerde, Komünistlerin emekçileri ödüllendirmesi mümkün olmadı. Sosyalist deney yarı yolda tökezledi. Devrim sonrası süreç, başka bir yenilgiye neden oldu. Toplumsal yaşamın kararlardan ibaret olmadığını anlamayan ‘KOMÜNİSTLER’ tarihi hatalar yaptılar. Sosyalizmi karar alma özelliğine indirgemek ideolojik bir sapma olarak tarihe mal oldu.
21. Yüzyılın en önemli gelişimi ve en büyük sorumluluğu kapitalist dünyayı yeniden eleştirmek ve yeni paradigmalar yaratmaktır. Ayrıca ezilen ve sömürülen insanların karşısına, acil ekonomik ve politik projelerle çıkmaktır. Bugünkü ‘radikal solun’ en zayıf gerçeği, kapitalist sistemle hesaplaşma noktasında sorunlu olmasıdır. İnsan geleceğine karşı kendini sorumlu hisseden Marksizmin savunucuları, yaşam ve sosyal bilimler alanında yeni teorik analizler topluma sunmak zorundalar. Kapitalist dünya sistemini yeniden sorgulamayan bir düşünce akımı, kapitalist sistemle mücadele edemez.

Yenilgiye yol açan nedenleri arayıp bulmak, teoriyi yeniden sorgulamak kaçınılmaz hale geliyor. Bazen doğru bir şeyler iddia etmek, toplumun o günkü düşünce değerlerine yabancı ise, etkili bir alan bulamaz. Toplumdaki tüm bireylerin eşitliği, albenisi olan bir görüştür. Ancak bu görüş uzun zaman ilgi odağı olmadı. Zira insanın eşit olmayacağı fikri, tanrı ve din sistemiyle topluma empoze edildi. Bir de yeni şey egemen sınıfın çıkarlarına ters düşüyorsa, yeni olan ne kadar doğruyu ve bilimseli temsil ederse etsin, egemen sınıf manipülasyonu devreye girer ve iyi olanı kötü diye ters-yüz eder. Bu durum İnsan tarihinde sıkça görülen ve yaşanan bir durumdur.

Egemen sınıf ve politikacılar genel olarak aynı dili konuşur ve konjonktürel düşünürler. Halkı aldatmak ‘ütopik’ söylemlerle oyalamak seçenekleri birinci sıradadır. Egemen sınıf sözcüleri yasal sömürücü düzeni korumaya odaklanır. Halka verdikleri vaatlerin hiçbirini yerine getirecek durumda değiller. Onların yarına ilişkin halka verdikleri ‘ütopik’ umutlar sadece manipülasyon niteliktedir. Çünkü onların insancıl değerleri yoktur. Yalan ve manipülasyon kurulu sömürü sitemin vazgeçilmezidir. Egemen sınıf ezilen ve sömürülenlerin bilincini karmaşık hale getirir.

Anlamaya ve almaya hazır olmayan bir toplum, yeni şeyle ilgilenmez ve umursamaz. Her yeni düşüncenin insan tarafından kabul görmesi uygulamaya konulup yayılmasına bağlıdır. Yani toplumun olgunlaşması, yeniyi bilinçli olarak kabul etmesi önem taşır. Toplum bir şeyi bilinçli sahiplenmiyorsa, onun anlaşılır düzeye gelmesi için mücadele etmekten başka bir seçenek yok.

Olgunluk bir süreçtir. Değişim ve gelişme diyalektik bir sürecin bütünüdür. İnsanı ilgilendiren toplumsal olayların düz bir mantığı yoktur. Anlık gelişmeler, rüzgarın yönünü değiştirebilir. Özgün konjonktürel durumlar sıkça olmaz. Tarihe iz bırakan toplumsal değişimler sık sık olmuyor. Olgunlaşmayan bir meyveyi dalından koparırsan, gönüllü yemeye kimse yanaşmaz.

Marksizmin insan hayatında günlük bir hikayeye dönüşmesi için daha uzun bir zamana ihtiyaç olduğu gerçeği ile yüzleşmek kolay bir durum değil. Sosyalizm mücadelesi asıl olarak bir insanlık mücadelesidir ve insan doğası ile uyumludur. İnsan doğasına uygun olması, teorinin mükemmel olduğu anlamı gelmez.

Kapitalist sisteme alternatif çok farklı teorik ve politik perspektifler olmuştur, bugünde vardır. Kapitalist sistemde, kapitalist değerlere karşı mücadele etmek çok ama çok erdemli bir çabadır. Zira, sömürücü bir avuç insanın sistemi haline gelen kapitalist dünya, insana ait ne kadar güzel şey varsa benimdir diye üzerine oturmuş, yani gasp etmiştir. Gasp tamamen bir hak ihlalidir ve zora dayanıyor. Marksistlerin tarihi, bu adaletsiz durumu düzeltmek için var oldu. Üretilen toplumsal zenginlikleri adaletli bir şekilde paylaşma tezi toplumun çoğunluğu tarafından hala kabul görmüyor. Bu noktadaki paradoks oldukça düşündürücü bir soru değil mi ? Son iki asırdır insan dünyasında yaşanan değişimleri ve gelişmeleri yeniden anlamaya çalışmak için, ekonomistlere, sosyal bilimcilere, psikiyatristlere, sosyologlara ve Marksist entelektüellere ihtiyaç var.

İnsanın ezici çoğunluğu yaşanan maddi zorlukları görüyor, yaşadıkları sıkıntıları anlıyor, ama durumunu değiştirmede seçenek arayışını yanlış yerde kullanıyor. Elimizdeki teorileri yeniden sorgulama iddiası tutarsız değildir. Dünyayı değiştirmeye çalışan insanlar, bilimsel düşünürler, problemlere ilgisiz kalmazlar. Çözüm üreten tek canlı insandır. İnsana güven beslemek önemli bir şey. Yaşanır ve eşit bir dünyayı özlemek, insan olmanın ölçüsüdür. Bunu en iyi şekilde teorik anlatımını yapan “Marks ve Marksistler olmuştur. 19-20. Yüzyılda Marks’ın ve Lenin’in ütopyasına yaklaşmak mümkün oldu. Fakat deneyimsizlik, maddi koşulların elverişsizliği, toplumsal bilincin yetmezliği ve uygulama alanındaki kollektif hatalar insan ütopyasının en güzel hikayesini geciktirdi.

“Marksizm / Leninizm” uygulamadaki pratiği, bir ideolojik sapma olarak ortaya çıktı. Bu durumu başka türlü anlatmak zor görünüyor. Sınıfsız topluma yürüyen ilk maddi deneylerin yolu tıkandı. Hayal edilen ideolojik ve örgütsel devrim, teoriye uygun bir pratik, politik bir devrimle mümkün olur. Her devrim, (devrimci devrimler) büyük bir hazinedir. Çok değerli yenilikler taşır. teori zenginleşir, yeni dersler ortaya çıkar, politik pratik yeni alanlar yaratır. Zor olan, devrimci devrimin devamını sağlamaktır. Devrim yapmak, bir egemen sınıf düzenini zorla ortadan kaldırmaktır. Devrim için ayaklanmaya cesaret eden bir toplum, kurulu sömürü düzenini düşünsel ve politik olarak beyninde bitirmiştir. Devrimin taşıdığı masumiyeti sürdürebilmek için, devrime katılan halkın yeniden ve farklı amaçlar için örgütlenmesi gerekir. Tamda bu noktada zengin bir öncü kadronun bilinçli faaliyeti bir ihtiyaç oluyor. Yönetimdeki bir sapmayı engellemenin en doğru yolu, mülkiyetsizlerin kollektif bilincin derinleştirmektir. Bir devlet örgütlenmesinde çok, devletleşmeyi engellemeye çalışan bir mücadelenin esprisini toplumsal olgu haline getirmektir.

İnsan yeniyi üretmede süreklilik gösteriyor ve yaşantısındaki çözümsüz görünen yüzlerce, belkide binlerce problem bazen hızlı, bazende yavaş bir şekilde kendi hikayesinde değişime uğruyor. Toplumsal değişmeler bazen devrimci ve bazende evrimci oluyor. Bir zamana ait olma, o zamanı bütünlük içinde anlamakla her zaman mümkün olmuyor. Marksistler, kapitalist sisteme ait egoizmi yadsıyarak, yeni bir kollektif ve yaşam tarzını geliştirmelidir. Zira Marks, özgürlük ve ekonomik anlayışı eşitlik ilkesi üzerinden yaratmak istemiştir. Özellikle toplumsal problemlerin çözümü kollektif mücadeleyle mümkündür. Geniş, doğru ve kollektif bir örgütlenme modeli, devlet anlayışını yadsır.

ROBERT PEKOZ

0 Paylaşımlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir